Estetiğin Tarihi 4: Yeni Çağ Döneminde Estetik

Yeni Çağ’da estetik ile ilgili tartışmalara katılan düşünürlerin temel özelliği
estetik bilgi ile diğer bilgi türlerini birbirilerinden ayrı ele almalarıdır. Özellikle
Alman düşünürlerin etkisi bu dönemin estetik anlayışında hissedilmektedir. Hegel
ve Kant, yeni çağda estetik üzerine düşünceleri ile öne çıkan düşünürlerdir.
Kant’ın çalışmalarının özünü eleştiri oluşturmaktadır. Salt Aklın Eleştirisi
(1781), Pratik Aklın Eleştirisi (1788) ve Yargı Gücünün Eleştirisi (1790) Kant
felsefesinin başlıca eserleri sayılabilmektedir. Kant’ın estetik ile ilgili fikirlerine
Yargı Gücünün Eleştirisi adlı eserinde rastlanmaktadır. Kant bu kitabında yargı
kavramını ikiye ayırmakta, amaçsal yargı ve estetik yargı olmak üzere ayrı ayrı ele
almaktadır. Kant Yargı Gücünün Eleştirisi’nde estetik yargıyı tek başına özerk bir
yargı türü olarak ele almaktadır. Kant, estetiği güzeli iyi ve doğru kavramlarından
ayırarak kendi başına bir kavram olarak incelemektedir.


Kant, güzel tanımlamasında nitelik, nicelik, ilişki ve yön olmak üzere dört
başlıktan oluşan şablonu kullanmaktadır. Nitelik olarak güzel olan, herhangi bir
karşılığı olmadan hoşa giden şeydir. Bir şeyin güzel olup olmaması ondan haz alıp
almamakla ilgilidir. Bir şeyden haz almak için o şey hakkında herhangi bir bilgiye
ihtiyaç duyulmamaktadır. Kant burada özellikle bilgi kavramına atıfta
bulunmaktadır. Çünkü bir şey hakkında edindiğimiz bilgiden dolayı hoşumuza
gidiyorsa o güzel değil iyidir. Güzelde herhangi bir bilgi ihtiyacı duyulmamaktadır.
Kant nicelik kriterinde beğeni duygusunun kişisel bir duygu olmasına rağmen
herkes tarafında kabul edilen, genellenebilir bir duygu olduğunu işaret etmektedir.
Burada genellenmek istenen güzel olan değil, genel olarak güzellik yargısıdır. İlişki
basamağında Kant, amaçsallığı ele almakta, nesnel ve öznel olmak üzere iki
amaçsallık üzerinde durmaktadır. Nesnel amaçsallığın ahlaki yargıları, öznel
amaçsallığın ise estetik yargıları işaret ettiğini ifade eden Kant’a göre güzelden
algılanan haz öznel bir amaçsallıktır.


Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi’nde güzel ve yüce kavramları üzerinde de
durmaktadır. Güzel ve yüce kavramları birbirilerinden ayrı tutulmalıdır. Kant’a göre
(2011), doğal güzellik nesnenin biçimi ile ilgilidir. Yücelik ise herhangi bir biçimden
yoksundur. Güzellik gözle görülebilirken yücelik ise onu görenin zihninde
belirmektedir. Güzelin kendi içerisinde bir uyumu olduğunu ifade ederken yücenin
ise uyumsuzluklardan ortaya çıktığı belirtmektedir.


Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi’nde son ayrımı ise sanatsal güzellik ile doğanın
güzelliği üzerinden yapmaktadır. Sanatsal olarak güzel olanın dehayı gerektirdiğini
ancak doğal olarak güzel olanın beğeniyi gerektirdiğini söylemektedir. Kant gibi
Hegel de sanatsal olarak güzel olan ile doğal olarak güzel olanı ayrı ayrı kavramlar
olarak ele almıştır.

Kant, güzel tanımlamasında nitelik,nicelik, ilişki ve yön olmak üzere dört başlıktan oluşan bir şablon kullanmaktadır.

Hegel’in estetik ile ilgili fikirlerine Güzel Sanatlar Üzerine Notlar adlı
kitabında rastlanmaktadır. Bu kitap Hegel tarafından kaleme alınmamakla birlikte
öğrencileri tarafından derslerinde alınan notlardan bir araya getirilmiştir.
Baumgarten’in ‘Estetik’ kavramını kabul etmesine rağmen bu kavramın tam olarak
yeterli olmadığını, ‘Güzel Sanatlar Felsefesi’ kavramının daha uygun olduğunu
ifade etmektedir. Hegel, güzel ile ilgili fikirlerinin hareket noktası İlk Çağ felsefesi
ve Kant’ın felsefe anlayışıdır.

Hegel ‘tin’ kavramından yola çıkarak güzeli açıklamaya çalışmaktadır. Tin’i, Sübjektif Tin, Objektif Tin ve Mutlak Tin olarak üçe ayırmaktadır. Sübjektif Tin
olarak ruhun gelişmemiş aşaması olarak kabul etmekte, Objektif Tin’i ise tinin
kendini yeniden gerçekleştirmeye başladığı doğadan ayrıldığı aşama olarak
değerlendirmektedir. Mutlak Tin ise bu ikisinin sentezidir ve sanat, din ve
felsefenin konusudur (Stace, 1986; Özel 2014).

Hegel’in güzel olarak ifade ettiği
doğal güzellik değil, sanat güzelliğidir ve bu anlamda Mutlak Tin’den meydana
gelmiştir. Sanat güzelliğini, doğa güzelliğine göre üstün görmektedir, çünkü
sanatsal güzellik Mutlak Tin’den meydana geldiği için tamamlanmış bir güzelliktir.

Doğadaki güzelliğin de var olduğunu ancak onun dışsal bir güzellik olduğunu
belirten Hegel, biçimsel güzelliği olarak düzenlilik ve simetri, bir yasaya uygunluk,
uyum ve sadelik kriterleri ile tanımlamaktadır.


Hegel, güzel olarak doğa güzelliğini değil, sanatsal güzelliği kastetmektedir.


Hegel’in sanata bakış açısı da bu anlayıştan hareket etmektedir. Hegel
sembolik sanatı sanatın başlangıcı olarak kabul eder ve bu aşamada henüz tin
keşfedilmemiştir. Sanatsal obje ile tin arasında uyumsuzluk söz konusudur. Çin ve
Mısır’daki dev tapınaklar bu sanat anlayışının eserleridir. Klasik sanatta ise ide
kendini keşfetmiştir ve insan kendini tanımaya başlamıştır. Klasik sanatta ruh ile
madde arasında uyum vardır. Dev tapınakların yerini Rönesans sanatının
heykelleri almıştır ve bu heykellerde obje ile tin arasında uyum söz konusudur.
Ancak sanat hâlen tamamlanmamıştır. Tıpkı Sübjektif Tin ve Objektif Tin’in sentezi
gibi bir sentez gerekmektedir. Bu noktada “Romantik Sanat”, sanatın gelişmesinin
son aşamasıdır. Hegel “Romantik Sanat” olarak Hristiyan sanatını kabul etmekte
ve şiiri en üst sanatsal basamak olarak görmektedir.



Yorumlarınızı bekliyorum.