Estetiğin Tarihi 5: Çağdaş Estetik


Yeni Çağ düşünürlerinin doğa-zekâ ikilemi arasında geçen estetik
tartışmaları, çağdaş estetik düşünürlerini de etkilemiştir.


Marksist Estetik, çağdaş dönem estetik anlayışının en önemli estetik
yaklaşımlarından biridir. Marksist yaklaşımın kurucuları olan Marx ve Engels’in
düşüncelerinden hareket eden Lucaks, Adorno ve Marcuse gibi düşünürler,
Marksist bir estetik düşüncesi ortaya atmışlardır. Marx, güzellik üzerine sistematik
bir çalışma yapmamış olsa da estetik konusunda sınırlı da olsa düşüncelerini dile
getirmiştir.

Ekonomi Politik ve Felsefe yazılarında estetik üzerine düşüncelerini dile
getiren Marx, güzellik kavramına değinirken üretim pratiklerinden
faydalanmaktadır. Özellikle insan-hayvan üretimi karşıtlığından yola çıkarak bilinç
kavramına değinmektedir. Hayvanların fiziksel ihtiyaçlardan dolayı üretim yaptığını
belirten Marx, insanın ise bilinçli olarak sadece kendi ihtiyaçları dışında da üretim
gerçekleştirdiğini, bunu yaparken de her türde ve ölçüde üretim yapabildiğini,
nesnenin ölçülerini bildiğini ve güzelliğin yasalarına göre üretim
gerçekleştirebildiğini söylemektedir.


Marksist estetik bilgiden yola çıkmaktadır. Ancak buradaki bilgi Marksist
felsefenin de temeline dayanan gerçeklik, estetik gerçeklik sonunda ortaya çıkan
bilgidir. Estetik gerçeklik insan ile doğrudan ilgilidir. İnsan sanat yapıtını üretirken
doğadan gördüğü gerçekliği değil kendi yorum ve düşüncelerini de bu gerçeklik
içerisine katarak üretmektedir. Sanatçının ortaya koyduğu eser onun gördüğü
gerçeklik değil, o gerçekliğin onda oluşturduğu duygu ve düşünceler ile
harmanlanması ve ruh hâlinin birleşiminden oluşmaktadır. Marksist estetik bu
noktada Platon ve Aristoteles’in sanat eserinin doğanın taklidi olduğunu ileri
sürdükleri mimesis kavramını da kabul etmemektedir.


Lucaks ise Marksist estetiğe sosyal gerçeklik kavramı üzerinden
yaklaşmaktadır. Lucaks estetik ile içerik arasında doğrudan bir ilişki olduğunu
belirtmektedir. Estetiğe yaklaşımını Kant’ın nitelik, nicelik, ilişki ve yön
kavramalarından hareketle geliştirdiği, bireylik, özgünlük ve genellik
kategorileriyle ele almaktadır. Bireylik kategorisinde ‘bu masa’, ‘bu renk’ gibi
nesneler ile tanımlarken, genellik kategorisini ise ‘masa’, ‘renk’ olarak ifade
etmekte ve özgünlüğü ise bu iki kategorinin arasına yerleştirmektedir.
Frankfurt Okulu’nun kurucularından olan Adorno, Marksist estetiğin bir
diğer öne çıkan düşünürüdür.

Özel’e göre (2014), Adorno sanat eserini doğanın düz bir taklidi olarak görmemektedir.

Taklit sanattaki biçimin ortaya çıkışında pozitif bir katkı sağlamaktadır. Doğada güzel olan, insanın
yaratmadığı nesnelere olan duyarlılığının bir göstergesidir. Güzellik biçimin ifadesi
olarak sanatsal bir kurgudur. Adorno’nun estetik anlayışında estetik değer,
toplumsal içerik ile bütündür. Toplumsal gerçeklikler, estetik nitelikler üzerinden
doğru değerlendirilir.


Adorno’nun estetik anlayışı da diğer Marksist estetikçiler gibi toplumsal
gerçekliği temel almaktadır. Sanat eseri, toplumda var olan problemleri ya da
bozulmaları olduğu gibi değil, yol gösterici, çözüm önerileri getirici şekilde
yansıtmalıdır.


Marksist estetik sanat eserine diğer estetik yaklaşımlarında olduğu gibi
biçim ve öz olarak yaklaşmakta ancak öz’ü biçimin önünde tutmaktadır. Sanatsal
olanın biçimden ziyade öz olduğu üzerine odaklanmaktadır.
Çağdaş dönemde ortaya çıkan bir diğer estetik yaklaşım ise Croce’nin
Sezgisel Estetiği’dir. İtalyan düşünür 1902 yılında yazdığı İfade Bilimi ve Genel
Dilbilim Olarak Estetik, adlı eserine ilk olarak estetiğin tarihi ile giriş yapar.


Estetiğin Özü (1913) adlı kitabında ise sanat ile mantığı birbirinden ayırmakta ve
sanatın mantık ile değil, ifade ile ortaya çıktığını dile getirmektedir. Croce, estetik
kavramının güzelin bilimi değil, ifadenin bilimi olduğunu, çünkü güzel olanın güzel
ifade olduğunu belirtmektedir. Sanatı bir dil biçimi olarak ele alan Croce,
sanatçının fikirlerini ifade etmesinin güzelin kendisi olduğunu vurgulamaktadır.
Ancak buradaki ifade sadece sözel ifade anlamında değildir. Sanatçının kullandığı
çizgiler, renkler ya da notalar da bir ifade biçimidir.

Adorno sanat eserini ele alırken mimesis ve toplumsal gerçeklik kavramlarından yola çıkmaktadır.


Croce estetik anlayışında fiziksel güzellik ve estetik güzellik olmak üzere iki
güzellik kavramından bahsetmektedir. Fiziksel güzellik, insanın günlük hayatı
içerisinde karşılaştığı, onu dinlendiren ona haz veren canlı cansız her şeydir. Ancak
bu güzellik estetik güzellikten farklıdır. Estetik olarak güzel olan ise tine
dayanmaktadır. Doğadaki nesnelerin estetik olarak güzel olabilmesi için sanatçının
tinsel olarak ifadesine ihtiyaç duymaktadır. Fiziki güzellikleri estetik olarak güzel
görebilmenin yolu, onlara sanatçı gözüyle bakabilmektir.


Croce’ye göre estetik yaratma süreci dört basamakta gerçekleşmektedir.
• İzlenimler,
• İfade veya estetik tinsel sentez,
• Hedonik eşlik (güzelden alınan haz),
• Estetik olgunun fiziki fenomenlere aktarılması.


İzlenimler aşamasında sanatçı dış dünyadan gerekli malzemeleri
toplamakta, bir sonraki basamakta kendi tinsel dünyasında bu malzemeleri
harmanlayarak bir sentez ve ifade oluşturmakta, üçüncü basamakta ise bir önceki
basamağın sanatçıda bir haz uyandırması gerekmekte ve son olarak bu estetik
olguların seslere, desenlere, çizgilere dönüşerek fiziksel olarak ortaya konulması
gerekmektedir. Croce asıl güzelliğin sanatçının sentezinde ortaya çıkan güzellik
olduğunu, sanatın da tinsel dünyada gerçekleştiğini belirtmektedir (Cömert, 2007).

Croce’ye göre güzel olan, sanatçının ifadesidir.


Croce’nin estetik anlayışı elbette ki çağdaş estetiğin son estetik anlayışı
değildir. Dönem içerisinde birçok düşünür estetik ile ilgili düşüncelerini dile
getirmiş, bu konudaki tartışma ve fikir beyanları modern dönem boyunca devam
etmiştir.

Yorumlarınızı bekliyorum.