İstanbul’ un Fethinde Teknolojinin Etkisi Varmıydı?

Büyük bir fetih tabi ki kompleks bir olaydır. Bir çok etken olgu ve durum bir araya gelerek sonucu oluşturur. Savaş stratejisi, ileri görüşlülük, tecrübe, devletler arası ilişkiler, konjektürel durum, ordunun durumu, asker sayısı, morali, siyasi yapı, dinsel, ekonomik ticari faaliyetler, cesaret, irade, lider olma özellikleri, hatta kişisel ilişkiler.

Diğer tüm etkenlerden bağımsız olarak bu yazıda istanbul’un fethini teknoloji bakımından değerlendireceğim.

II.Mehmet’in Çocukluk Yılları ve Bilim ve Teknolojiye İlgisi

Şehzade Mehmed ile Molla Gürani’nin ilk tanışmaları sırasında anlatılanlara göre şehzade hocasıyla alay etmeye başlamış ve bunun üzerine Molla Gürani elinde bulundurduğu sopası ile şehzadenin koluna vurarak “İşte bu itaat etmen için, haydi şimdi çalışmaya!” diyerek onu uyarmıştır. Hocasının ona mantık, düşünme, fikir üretme gibi aklın ön planda olduğu konuları öğretmesiyle genç şehzade öğrenmeye şiddetli şekilde haz duymaya başladı ve ömrünün sonuna kadar okumak ve düşünmekten asla vazgeçmedi.

Molla Gürani ile Manisa’daki eğitimine başlamadan önce II. Mehmed öncelikle Edirne Sarayı’nda Türk ve Asya kültürlerini ardından İslam, Hristiyan ve İran gelenek ve kültürlerini öğrendi; bu temel bilgiler ışığında daha çocukluktan itibaren Fatih Sultan Mehmed’in dünyaya hâkim olma ve dünyayı tek merkezden yönetme fikri yavaş yavaş oluşmaya başladı. O dönemde çok hareketli bir şehir olan Edirne’ye dünyanın birçok yerinden tüccar, diplomat, aydın insan geliyordu. Bu insanların çoğu İtalyan’dı. Giovanni Torcello, Ankonalı Lillo Ferducci ve büyük İtalyan hümanisti Ciriaco d’Ancona uzun yıllar Edirne, İstanbul ve Ege adaları civarında dolaştılar. Bu bilginlerin ve gezginlerin Osmanlı sultanının yanında uzun vakitler kaldığı dönemlerde genç şehzade II. Mehmed’in bilgisi ve kişiliği biçimlenmeye başladı.

Manisa da Kaldığı Dönem

II. Mehmed, Manisa’da kaldığı bu ikinci döneminde askeri faaliyetler dışında ilmi faaliyetlere de yönelmiştir.

II. Mehmed bu dönemde hem Doğu’nun hem de Batı’nın bilginlerini, filozoflarını ve gezginlerini kendisine çekmeye başlamıştır. Bu bilginler II. Mehmed’e özellikle tarih alanında eski medeniyetlerden, büyük savaşlardan ve askeri taktiklerden bahsederek ileride sultan olacak bu genç adamı bilgi ve birikim açısından oldukça ileri bir seviyeye çıkarmaya çalışmışlardır.

Yine bu çalışmalar sırasında II. Mehmed, Antik Yunan medeniyetinden çok etkilenir. Özellikle de dönemin sanatçıları ve onların yaptıkları madalyonlar ile yakından ilgilenir. Zira bu etkilenme sonrasında ileriki dönemde Fatih Sultan Mehmed, İtalya’dan özel madalyon ustaları getirir ve madalyonunu yaptırır. Ayrıca Semerkand, Tebriz, Horasan ve Anadolu’nun birçok yerinden İslam dünyasının aydınları ve din bilginleri de II. Mehmed’in sarayına konuk olmuşlardır.

Fatih Sultan Mehmed, bilgili ve donanımlı bir lider olmasının yanında tarihin gördüğü eşsiz askeri dehalardan birisidir. Bunu katıldığı birçok zorlu sefer ve kuşatmada ispatlayan II. Mehmed, yeri geldiğinde atını denize sürerek İstanbul Boğazı’ndan geçen gemilere mani olmaya çalışmış; bu hareketiyle hırsını, azmini ve kararlılığını tüm dünyaya göstermiştir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul kuşatmasına hazırlanırken o döneme kadar döktürülmemiş topların çizimi yapmış bu dev toplara uygun mermileri ve bu mermilerin daha seri atılması için özel bir karışım meydana getirmiştir. Anadolu Hisarı’nın karşına Rumeli Hisarı’nı yaptıran II. Mehmed, boğazın güvenliğini sağlamış ve boğazı hâkimiyeti altına almıştır.
İstanbul’un farklı şekillerde haritalandıran 21 yaşındaki Büyük Türk, saldırı için çeşitli planları bizzat hazırladı.

Bu hazırlıkların içerisinde lağımcıların kazması gereken stratejik yerleri, topların şehrin hangi noktalarına yerleştirileceğini, Doğu Roma’nın hangi ülkelerden ne şekilde yardım alabileceğine kadar birçok önemli noktayı üstün bilgisi ve askeri dehasıyla tek tek çözüme kavuşturmuştur ve dünya tarihi açısından büyük sonuçlara yol açacak olan fethi gerçekleştirmiştir.

II. Mehmed, ordusundaki sekbanlardan oluşan yeni bölükler kurmuş, aynı zamanda bu orduyu devrinin en etkili konvansiyonel silahlarıyla donatmıştır. Ateşli silahların Osmanlı ordusuna katkıları Otlukbeli Savaşı incelendiğinde daha iyi anlaşılacaktır.

Fatih Sultan Mehmed ordusunu askeri açıdan güçlendirmenin yanında “Şahi” adlı güçlü toplar, havan topları, hareketli toplar ile de güçlendirmiş; meydan savaşları ve kale kuşatmalarında bu teknik üstünlüğü sıkça kullanmıştır. Ayrıca Fatih Sultan Mehmed, tımarlı sipahi sayısını 40.000’e çıkarmış ve ordusunun mali yönden sorunlar yaşamaması bir dizi kanunname yayınlamıştır.

Fatih Sultan Mehmed özellikle İstanbul’u dünyanın ilim ve bilim merkezi haline getirmek istiyordu. Bunun neticesinde Doğu’da bulunan birçok âlimi yüksek maaşlarla ve devletin imkânlarını sunarak payitahtına davet ederdi. Bu ilim adamlarından başında ünlü matematikçi Ali Kuşçu ve Alaaddin Tusi yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmed ilimin evrenselliğine inan bir insandı. Onun huzurunda bilginler doğru bildiklerini söylemekten çekinmez, ciddi tartışmalara girerlerdi.

Ne yazık ki Büyük Türk’ün bu vizyonu ve ileri görüşlülüğü kendisinden sonra devam ettirilmemiş, öncelikle medreselerdeki pozitif bilim ve akla yönelik derslerin saatleri azaltılmış, sonrasında dünyaya açık olan ve renkli bir şekilde yetiştirilen şehzadeler kafese kapatılmış, bilim ve teknik konularda çalışmak isteyen insanlar tutucu kafalarca eleştirilerek idam dahi edilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu dünyadaki gelişmelere reaksiyon göstermekte yetersiz kalmaya başlayarak tarih sahnesinden yavaş yavaş çekilmeye mahkûm olmuştur.

1-ZAMANININ MÜHENDİSLİK HARİKASI TOPLAR

Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’un Fethi öncesi, o zamana kadar görülmemiş bir top yapılmasını istedi.

Şahi toplarının çizimlerini ve projesini bizzat Fatih Sultan Mehmet Han kendisi yaptı. Öyle ki geometrik ve logaritmal anlamda güllenin nereye düşeceği dahi yine kendisi tarafından hesaplandı.

Macar asıllı top döküm ustası Urban ve Osmanlı mühendisleri Mimar Muslihiddin Ağa ile Saruca Paşa, Şahi isimli devasa topları yaptılar.

Üç ayda dökülen ve 1453 Şubat ayında Edirne’den yola çıkan topların en büyüğü Topkapı önüne yerleştirilmişti.

Topun namlu uzunluğu 8 metre, namlu çevresindeki bronzun kalınlığı 20 santim, fırlattığı güllelerin ağırlığı ise, yaklaşık 678 kiloydu. Bu gülleler, Karadeniz’den getirilen siyah bir taş ve mermerden yapılmıştı.

O ana kadar savaşlarda en fazla barutun kullanıldığı toplardı.

Top, bir gülleyi yaklaşık bir mil uzağa fırlatabiliyordu, sesi kilometrelerce uzaktan duyuluyordu. Güllenin düştüğü yerde ise iki metrelik bir çukur açılıyordu.

Bu kadar büyük bir topun bölgeye nakledilmesi hiç de kolay değildi. Bu top için, 60 manda tarafından çekilen özel bir araba yapıldı. O kadar ağırdı ki, bu topu hiçbir öküz arabasının taşıyamayacağı hesaplanarak iki parça halinde kalıplara dökülmüştü.

DAYANIKLI MADENLER KULLANILDI

İstanbul’un kuşatılması için 50’den fazla Şahi Topu üretildi. Bu topların neredeyse tamamına yakını, bakır ve kalayın karışımıyla elde edilen tunçtan dökülmüştü. Çünkü tunç, pahalı ama dayanıklıydı. Oysa aynı dönem bakır ve kalay pahalı olduğundan Avrupa’da toplar, maliyeti daha düşük olan demirden yapılıyordu.

2-GEMİLERİN DOLMABAHÇE TARLABAŞINDAN KASIMPAŞAYA İNDİRİLMESİ

Teoride Haliç’e gemi indirmenin iki pratik nedeni vardır. Birincisi, Galata – Konstantinopol arasındaki erzak ve ekipman trafiği çok can sıkıcıdır. Bizans, Sultan’ın gözü önünde habire yardım almaktadır. İkincisi de Sultan Mehmet, Haliç boyundaki surların iyi korunmadığını görmüştür. Bu kısmı göstermelik de olsa tehdit ederek, Theodosius Surları’ndan bir miktar askeri buraya boşuna beklesinler diye çekmeyi arzulamaktadır. Gemiler kızaklara koyulup yağlı kütükler üzerinde Dolmabahçe’den karaya çıkmış, Tarlabaşı – Kasımpaşa’dan tekrar denize inmiştir. Az buz bir yol değildir yani.

3-OSMANLI DONANMASI

Gemilerin inşası ve tersane teknolojilerindeki gelişmişlikler de savaşın kazanılmasında önemi rol oynamıştır.

Nakliye gemileriyle beraber büyük, küçük yüzelli   parçadan    ziyade   olduğu   söylenen (22) Osmanlı donanmasını bazı Rum tarihleri dört yüz yirmiye kadar çıkarırlar (23). Bu donanma Baltaoğlu Süleyman bey kumandasında olup Haliç tarafındaki surlar hariç olmak üzere deniz tarafından İstanbul surlarını kuşatmıştı.

4-Boğazkesenin inşası da çok hızlı yapılmasındaki tekniklerden dolayı teknolojik hazırlıklar arasında sayabiliriz.
5-Haliçe girme denemesinde başarısız olan Osmanla Donanması bu kez farklı bir yöntem deneyecekti.

“Ama hemen pes etmedi azimli padişah,” “Genç Mehmed öyle kolay kolay
morali bozulacak bir hükümdar değildi. Surların karşısında
kızıl bir peygamber çiçeği gibi duran otağ-ı hümayuna çekildi.
Güvendiği adamlarını da yanma alarak yenilginin nedenlerini
değerlendirdi. Ortaya çıkan sonuç, Haliç’teki düşman gemilerini
vurabilecek bir silaha ihtiyaç olduğuydu. Bu silah karadan
havaya doğru ateşlenecek bir toptu. Yeterince yükselen gülle ya
da taş aradaki mesafeyi rahatlıkla geçerek Haliç’e
ulaşabilecekti. Çünkü aradaki mesafede Galata vardı. Ve
Galata’da yaşayan Cenevizliler, bizimkilerle dosttu. Onlara
zarar vermeden, Haliç’teki gemileri vurmanın tek yolu böylesi
bir topu icat etmekti. Günümüzdeki havan topunun ilkel bir
biçimi olan bu silahla, yüzlerce metre öteden denizdeki gemileri
vurmak mümkün olacaktı. îlk deneme başarısız olsa da
ardından gelen girişimler sonuç verdi, Haliç’teki düşman
gemilerinden biri isabet aldı. Etraftaki denizcilerin şaşkın
bakışları altında gemi denizin dibini boylarken mürettebatının
büyük bir bölümü hayatını kaybetti. Öteki denizciler derhal
demir alıp gemilerini top menzilinin dışına çektiler. Ama
OsmanlIların yeni deniz saldırısına karşı tetikte durmaktan
hiçbir zaman vazgeçmediler. Ne yazık ki her an yapılması
beklenen bu saldırı, yaşanacak bir talihsizlik sonucu biraz
daha gecikecekti.”

Ahmet Ümit’in Sultanı Öldürmek kitabından alıntıdır.

Yorumlarınızı bekliyorum.