SUALTI GÖRÜNTÜLEME TARİHİ

Sualtını görüntüleme çalışmaları fotoğrafın icadından yaklaşık 30 yıl sonra
başlamıştır. Fotoğraf makinesi böylece ilk defa suyun altına girmiştir.

Su Altında Çekilen İlk Fotoğraflar

İlk fotoğraf, Joseph Nicéphore Niepce tarafından ışığa duyarlı bir levha
üzerine görüntü elde etmesiyle çekilmiştir. Fotoğrafın çekilme tarihinin 1826 veya
1827 yılında olduğu düşünülmektedir.
İlk sualtı fotoğrafı ise 1856 yılında William Thompson ve arkadaşı Kenyon
tarafından Britanya’da Weymouth Körfezi’nde çekilmiştir. İkili önüne cam monte edilmiş su geçirmez metal bir kutunun içine fotoğraf makinesini yerleştirmiş;
kutuyu demir bir tripoda monte ederek bu düzeneği bir teknenin arkasına
bağlamış ve tekne fotoğraf çekmek için seçilen noktaya geldiğinde düzenek suya batırılarak fotoğraf çekilmiştir.
Sualtı fotoğrafçılığına en sistematik yaklaşımlar 1886 yılında Fransız Louis
Boutan ve asistanı Joseph David tarafından başlamıştır. 1893’te Paris
Üniversitesi’nin Arago’daki laboratuarlarına profesör olarak atanan Boutan, buradaki çalışmaları sırasında dalış yapmaya başlamış ve bir mühendis olan kardeşi Auguste’ün sualtı fotoğraf makinesiyle fotoğraflar çekmiştir. Ancak doğal ışığın sualtında her zaman yeterli olmamasından yola çıkarak Mühendis Chaffour ile sualtı için flaş tasarlamıştır. Böylece Boutan, yapay ışıkla ilk sualtı fotoğrafını çeken kişi olarak tarihe geçmiştir. Daha sonraki çekimlerini asistanı David’in tasarladığı cam fanus içinde yer alan alkol lambası ve bataryalı karbon-ark lambasıyla gerçekleştirmiştir.

İlk Su Altı Filmleri

John Ernest Williamson, 1914 yılında film kamerasını okyanusun altına
indirip Deniz Altında 30 Fersah adlı belgeseli çekmiştir. Williamson’un bu filminden önce halkın okyanus hakkındaki bilgisi edebî eserlerdeki tasvirlerden, el çizimi illüstrasyonlardan, resimlerden, tiyatro oyunlarından, halka açık büyük akvaryumlardan ve basında yer alan sınırlı fotoğraflardan oluşuyordu. Sualtı filmleri setlerde ve akvaryumlarda çekilirken, Williamson deniz teknolojisindeki ilerlemeleri kullanmıştır. Williamson, bir kaptan olan babası Charles’ın gemi kurtarma operasyonlarında ve sualtı inşaatlarında kullanılmak amacıyla icat ettiği
bir boru sisteminden faydalanarak “photosphere” (fotosfer) adını verdiği cihazı tasarlamıştır.
Charles Williamson’ın icadı, geminin altına bağlı olan, demir halkalarla
yapılmış, akordeon gibi esneyebilen, geniş spiral bir boru; bu borunun sonunda ulaşılan bir sualtı odası ve bu odaya monte edilmiş olan kollar ve başlıktan oluşuyordu. Gemiden boru vasıtasıyla sualtı odasına inen dalgıç, başlıktan suyun altını görerek kolları kullanıyordu. Gemiden boruya ve odaya sürekli hava pompalanıyordu. John Ernest Williamson, babasının bu icadını geliştirerek borunun ulaştığı sualtı odasını kamera ve kameramanın gireceği şekilde yeniden tasarlamıştır. Kameranın ve kameramanın duracağı odayı küre şeklinde yapmıştır.
Böylece odanın sualtında salınmasını sağlamıştır. Odanın cam konulan yüzü koni şeklinde tasarlanmıştır. Ayrıca yapay aydınlatmayı geminin arkasındaki makara sistemiyle suyun içine indirilen ve çekimi yapılan konunun üzerinde tutulan ışık ile sağlamıştır. Resim 8.1.’de Williamson’ın kitabında yer alan fotosfer çizimi görülmektedir.
Fotosferle çekilen ilk film, Williamson’ın belgesel filmi Deniz Altında 30
Fersah’tır. Bu filmde yer alan görüntüler arasında denizin altına indirilen ölü bir ata köpek balığının saldırışı ve Williamson’un kendisinin suya dalarak köpek balığını öldürüşü de yer almaktadır. İlk filmin ardından Williamson, sualtında çekilen ilk ticari film olarak bilinen, 1916 yılında Jules Verne’in aynı adlı kitabından uyarlanan “Deniz Altında 20 Bin Fersah” filminin sualtı sahnelerini kardeşi George ile birlikte fotosfer’i kullanarak çekmiştir.
Fotosferin icadı sonrasında da sualtında kameraların daha kolay kullanımına yönelik çalışmalar devam etmiş, Bruce Mozert 1930’larda fotoğraf makineleri ve video kameralar için “housing”ler ve flaş sistemleri geliştirmiştir.

Resim Fotosferle film çekimi

Avusturyalı deniz biyoloğu Hans Hass, 19 yaşındayken Yugoslavya’da
1938’de yaptığı ilk sualtı keşif gezisinde kendi üretimi olan, hava pompasına bağlı bir açık dalış başlığıyla dalmış ve sualtı araştırmaları için bu tür bir kaskın dezavantajlarını fark etmiştir. Kasktan çıkan hava hortumu ve hava kabarcıklarının gürültü yapması, rahatsızlık vermesinin yanı sıra balıkları çevresinden kaçırmıştır.
Dolayısıyla balıkları gözlemleme ve fotoğraflama şansı azalmıştır. Ayrıca dalış başlığının onu okyanus zeminine bağladığını ve dalışı sadece yürüyerek yapmasına imkân verdiğini görmüştür. Suyun altındayken hava hortumuyla bağlı olduğu geminin çevresinde yavaşça ve zorlukla yürüyebilmiştir. Dalış başlığı yukarıdan hava beslemeli olduğu için ona uzun zaman sualtında kalmayı sağlasa da dik bir kaya duvarı üzerinde çalışmak istediğinde hava hortumundan bir örümcek gibi asılı kalarak sallanacağını göz önünde bulundurmuştur. Hans Hass, bu sualtı keşfi
sırasında çektiği görüntülerle “Sualtı Takibi” adlı ilk belgeselini çekmiştir.
Sinemalarda filmlerden önce gösterilen bu belgeselin ardından Hans Hass
1942 yılında 78 dakikalık “Köpekbalıkları Arasındaki Adamlar” adlı uzun metraj filmini çekmiştir. Ege Denizi’nde çekilen filmde sualtında kamera kullanımının yanı sıra yukarıdan beslemeli, dalış başlıklı yürüme dalışı ile Hass’ın bağımsız solunum aracıyla yapılan yüzme dalışının farkını da görmek mümkündür.
Hans Hass bu film için ilk defa bağımsız bir solunum aracı ile paletlerin
sağladığı hızlı ilerleme olanağını birleştirmiştir. Herman Stelzner ile oksijen
solunumunu sağlayan cihazı yeniden ele almış ve solunum çantasında ve oksijen tedarik valfinde değişiklikler yapmıştır. Dalgıcın değişken hava tüketimine ve yüzüşüne bağlı olarak oksijeni solunum çantasına almasına izin veren basit bir düğme yerleştirmiştir. Bu sistemde her türlü yüzme pozisyonunda yerçekiminin avantajlı merkezini oluşturmak için solunum çantası dalgıcın sırtında taşınmaktadır. Hass, o güne kadar kullandığı yüzme gözlüklerini ise dairesel dalış maskesiyle değiştirmiştir. Bu tasarımıyla Hans Hass, sualtı tarihinde yüzme-dalış (swimdiving) kombinasyonunu açık denizde başarıyla ve sürekli olarak ilk kez kullanan kişi olmuştur. Böylece dalış başlığı ve kurşun tabanlı botlarla yapılan
“yürüyüş-dalışı” döneminden (walk-diving) “yüzme dalış” dönemine geçişi
başlatmıştır [7]. Hass’in “Kızıl Deniz’in Altında” adlı filmi 1951 yılında Venedik Film Festivali’nde ödüllendirilmiştir.

Birçok sualtı filmine imza atan Hass, 1956 yılında bir dalgıç olan ve ilk sualtı modeli olarak da kabul edilen eşi Lotte ile birlikte BBC Televizyonu için “Maceraya Dalmak” adlı belgesel dizisini çekmiştir. Böyle bu program BBC için bir ilk olmuştur.
Çoğunluğu Ege Denizi’nde çekilen dizinin başarısının ardından iki yıl sonra Hans ve Lotte ikilisi Karayipler, Hint Okyanusu ve Kızıl Deniz’de “Deniz Altı Dünyası Macerası” adlı diziyle ekrana geri dönmüşlerdir [8]. Bu dönemde Hans Hess’in rakibi ise çağdaşı Jacques Yves Cousteau’dur.
Modern dalış sistemini Emile Cagnan ile icat eden Cousteau, yaptığı sualtı
araştırmalarıyla ve filmleriyle sualtı dünyasına damgasını vurmuştur.
Cousteau’nun ilk film çalışmaları Hans Hass ile aynı dönemde başlamıştır. 1943 yılında “18 Metre Derinlikte” adlı filmi yöneterek sualtı filmleri çekmeye başlayan Cousteau, içinde laboratuarlar da bulunan Calypso adlı gemisiyle dünyanın birçok yerinde araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sırasında birçok film çekmiştir.
1956’da Fransız yönetmen Louis Malle ile birlikte yönettikleri ve Cousteau’nun kameramanlık da yaptığı Sessiz Dünya adlı belgesel Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ile ödüllendirilmiştir. Cousteau, denizlerde, okyanuslarda ve nehirlerde yaptığı bilimsel araştırmaların filmlerini çekmiş, bu araştırmaları konu alan televizyon belgesel dizileri yapmıştır. Sualtı dünyasını bu televizyon dizileriyle izleyicilere tanıtan Cousteau ve gemisi Calypso tüm dünyada tanınır hâle gelmiştir.
İzleyiciler sualtı dünyasını keşfederken sualtındaki bilimsel çalışmaları da
öğrenmişlerdir. Jacques Cousteau’nun Sualtı Dünyası (1968-1976), Cousteau’nun Dünyayı Yeniden Keşfi (1986-1987) (1993-1994), Odyssey Cousteau (1977-1978) televizyon dizilerinden bazılarıdır. Filmlerinden bazıları ise Bir Resif’in Çevresinde (1949), Kızıl Deniz (1951), Büyük Göllerdeki Büyük Geniş (1982), Işıksız Dünya (1994)’dır.

Jacques Yves Cousteau’nun gemisi Calypso

Yorumlarınızı bekliyorum.